Finans Sektöründe Ekonomik Görünüm: 2026 3. Çeyrek
2026'nın üçüncü çeyreğine girerken, yılın ilk yarısında küresel ekonomiyi şekillendiren iki önemli gelişmenin etkisi azalıyor: ticaret gerilimleri ve enerji krizi. Bu iki gelişme, ABD'de enflasyonun mayıs ayında %4,2'ye yükselmesine neden olurken, enflasyon Nisan 2023'ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştı.
Ancak görünüm biraz daha değişiyor. Hem ticaret kaynaklı belirsizliğin hem de jeopolitik ve enerji kaynaklı risklerin azalması, yılın ikinci yarısında ekonomik aktivite üzerindeki baskının hafiflemesini sağlayabilir. Özellikle belirsizliğin yatırım ve istihdam kararlarının önündeki en önemli engellerden biri olduğu düşünüldüğünde, belirsizlikteki azalma ekonomik büyüme açısından piyasa beklentilerinin üzerinde bir iyileşme potansiyeli yaratabilir.
Finansal hizmetler açısından temel senaryo genel olarak olumlu. Bununla birlikte, faizlerin seyri ve özellikle uzun vadeli varlıkların taşıdığı vade riski yakından izlenmesi gereken temel konu olmaya devam ediyor.
Şokların etkisi azalırken ekonomik görünüm iyileşiyor
Büyüme ve enflasyon görünümündeki belirsizlik azalıyor
Ticaret politikalarına ilişkin belirsizliğin ve jeopolitik risklerin zirve seviyelerinden gerilemeye başladığı görülüyor. Yılın ikinci yarısında büyüme ve enflasyon üzerindeki baskılar tamamen ortadan kalkmayacak olsa da risklerin giderek daha dengeli bir görünüme kavuşması bekleniyor.
Buradaki temel konu, merkez bankalarının mevcut ekonomik görünümden ziyade geçmiş dönemde gerçekleşen enflasyona tepki vermesi. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Japonya Merkez Bankası faiz oranlarını artırırken, ABD Merkez Bankası (Fed) ve İngiltere Merkez Bankası da daha sıkı bir para politikası duruşunu koruyor.
Faiz oranlarına ve kredi koşullarına duyarlı olan finansal hizmetler sektörü açısından bu durum önemli bir ayrışma yaratıyor: Ekonomik koşullar iyileşmeye başlarken para politikası geçmişteki enflasyonist gelişmelere tepki vermeye devam ediyor.
Ticaret politikalarında normalleşme sinyalleri
ABD Yüksek Mahkemesi'nin “Kurtuluş Günü” (Liberation Day) kapsamında uygulanan tarifelerin yaklaşık üçte ikisini iptal etmesi, ticaret politikasında başkanlık yetkisinin sınırlandırılması açısından önemli bir gelişme oldu.
Acil durum kapsamında getirilen %10 oranındaki Bölüm 122 (Section 122) tarifesi de mahkeme kararıyla gündemden düşerken, söz konusu düzenlemenin süresinin de dolması bekleniyor. Önümüzdeki dönemde tarifelerin devam edip etmeyeceği veya daha kapsamlı ticaret önlemlerine geçilip geçilmeyeceği Kongre ve ABD yönetiminin alacağı kararlara bağlı olacak.
Mevcut tarifelerin sona ermesi halinde ortalama efektif tarife oranının, zirvede ulaştığı yaklaşık %20 seviyesinden %8 civarına gerilemesi bekleniyor. Bu oran hâlâ 2025 öncesindeki seviyelerin üzerinde olsa da ticaret üzerindeki baskının önemli ölçüde azalması anlamına geliyor.
Bu gelişme, küresel yatırım portföylerinin önemli unsurlarından olan ABD varlıklarına ve dolara yönelik yatırımcı güvenini de destekleyebilir.
Enerji fiyatlarında normalleşme beklentisi
Enerji tarafında ise ABD ile İran arasında 17 Haziran'da varılan mutabakat, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve deniz ablukasının kaldırılması açısından önemli bir adım oldu. Yaptırımların ve petrol ihracatına yönelik kısıtlamaların da 60 günlük süreç içerisinde kademeli olarak hafifletilmesi bekleniyor.
Bu gelişmenin enflasyon üzerinde doğrudan etkisi olması bekleniyor. ABD'de mayıs ayında %4,2 olarak gerçekleşen manşet enflasyonun önemli bir bölümü enerji fiyatlarındaki artıştan kaynaklandı. Aynı dönemde enerji fiyatları yıllık bazda %23,5, benzin fiyatları ise %40'ın üzerinde yükseldi. Buna karşılık, %2,9 seviyesindeki çekirdek enflasyon daha ılımlı bir seyir izledi.
Brent petrol fiyatlarının çatışma döneminde ulaştığı yaklaşık 115 dolarlık seviyeden %30 civarında gerilemesi, enerji kaynaklı fiyat baskısının tersine dönmeye başladığını gösteriyor. Oxford Economics'e göre mayıs ayı, ABD'de manşet enflasyonun zirve yaptığı dönem olabilir.
Dolayısıyla ekonomik görünüm açısından soru artık Hürmüz Boğazı'nın ne kadar süreyle kapalı kalacağı değil, normalleşmenin tedarik zincirleri ve tüketici fiyatlarına ne kadar hızlı yansıyacağı.
Küresel ekonomiye ilişkin görünüm
Yılın ikinci yarısında büyüme ve enflasyon üzerindeki baskıların devam etmesi beklenirken, ekonomik risklerin giderek daha dengeli bir görünüme kavuştuğu görülüyor.
Belirsizlik, son dönemde şirketlerin yatırım ve istihdam kararlarını sınırlayan başlıca unsurlardan biri oldu. Ticaret ve jeopolitik risklerdeki azalmanın ekonomik aktiviteyi desteklemesi, mevcut piyasa beklentilerinin henüz tam olarak fiyatlamadığı bir büyüme potansiyeli yaratabilir.
Bu görünümü; borçluluk, dönüşüm ve deregülasyon olmak üzere üç temel eğilim ile küresel ekonomide devam eden jeopolitik ve jeoekonomik yeniden yapılanma çerçevesinde değerlendiriyoruz.
Her iki şokun da etkisini kaybetmesi, küresel ekonomideki dönüşümün sona erdiği anlamına gelmiyor. Bununla birlikte, kısa vadeli risklerin azalmasına katkı sağlıyor.
Temel senaryomuz; resesyon riskinin sınırlı kaldığı, şirket kârlılıklarının dayanıklılığını koruduğu ve ekonomik sonuçlar arasındaki farklılığın yılın başına kıyasla azaldığı bir görünüm.
Enerji ve İran
İran ile yaşanan çatışmanın sona ermesini ekonomik görünüm açısından en önemli olumlu gelişmelerden biri olarak değerlendiriyoruz. Temel senaryomuz, enerji kaynaklı enflasyon baskısının artık azalmaya başladığı yönünde.
17 Haziran'daki mutabakatın ardından Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve enerji ticaretinin normalleşmesi beklenirken, petrol fiyatları da bu beklentiyi önemli ölçüde fiyatlamış durumda. Brent petrolün zirve seviyesinden yaklaşık %30 gerilemesi, piyasanın normalleşme beklentisini yansıtıyor.
Önümüzdeki dönemde enerji piyasalarında kademeli bir normalleşme bekliyoruz. Riskler tamamen ortadan kalkmış değil; ancak temel senaryomuzda enerji şoku zayıflıyor ve bununla birlikte manşet enflasyonda beklenmedik yükseliş yaratabilecek en önemli faktörlerden biri de etkisini kaybediyor.
Tarifeler
ABD Yüksek Mahkemesi'nin kararı, ticaret politikalarının başkanlık yetkisiyle sınırsız şekilde şekillendirilmesini sınırlandırması açısından önemli.
Ticaret politikalarında belirsizliğin bir süre daha devam etmesi beklenmekle birlikte, tarifelerin genel yönünün aşağı doğru olması küresel ekonomi açısından olumlu bir gelişme. Ticaret üzerindeki baskının azalması, ekonomik aktiviteyi ve buna bağlı olarak finans sektöründeki şirketlerin gelir ve kârlılık beklentilerini destekleyebilir.
Para politikası
Merkez bankalarının daha sıkı para politikası duruşu, ekonomik görünüm açısından temel bir tehditten ziyade önemli bir belirsizlik unsuru olarak öne çıkıyor.
Fed'in faiz indirim beklentisinden faiz artışı beklentisine yönelmesi, büyük ölçüde enerji fiyatlarındaki yükselişe dayanıyor. Ancak enerji kaynaklı fiyat baskısının azalmasıyla birlikte, yılın ilerleyen dönemlerinde faiz artışlarını destekleyen gerekçelerin de zayıflaması beklenebilir.
Fed'in mevcut yaklaşımını, gerçekleşen enflasyona karşı duyarlı ancak geçici şokları göz ardı etmek konusunda temkinli bir politika duruşu olarak değerlendiriyoruz.
Finansal hizmetler sektörü açısından bakıldığında ise faizlerin uzun süre yüksek seviyelerde kalması genel olarak destekleyici olabilir. Bankalar açısından net faiz marjlarının korunması, sigorta şirketleri açısından ise yeniden yatırım getirilerinin yükselmesi sektöre katkı sağlayabilir.
Finans sektörü açısından görünüm
Olumlu görünüm
Merkez bankalarının faizleri daha uzun süre yüksek seviyelerde tutması, finansal hizmetler sektörü açısından diğer sektörlere kıyasla daha olumlu sonuçlar yaratabilir.
Bankalar açısından yüksek faiz ortamının net faiz marjlarını desteklemesi, sigorta şirketleri açısından ise yatırım portföylerinin yeniden fiyatlanmasıyla daha yüksek getiri elde edilmesi bekleniyor.
Bunun yanı sıra petrol fiyatlarındaki düşüş ve ticaret belirsizliğindeki azalma, kredi kalitesinin iyileşmesine katkı sağlayabilir.
Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasıyla deniz taşımacılığı ve ticaret finansmanında fiyatlamaların da normalleşmesi bekleniyor. Böylece yılın ilk yarısında navlun ve gemi sigortası maliyetlerini artıran savaş riski primleri de kademeli olarak azalabilir.
Politika belirsizliğinin azalması, sermaye piyasası faaliyetlerini de canlandırabilir. Birleşme ve satın alma işlemleri ile şirket ihraçlarındaki artış, finansal kuruluşların ücret ve komisyon gelirlerini destekleyebilir.
Özetle, faizlere duyarlı borçlular açısından zorlu olan mevcut para politikası ortamı, finansal hizmetler sektörünün önemli bir bölümü için avantaj yaratıyor. Faizlerin yüksek seviyelerde kalması, bankaların aktif tarafındaki getirileri desteklerken, enerji ve ticaret kaynaklı şokların azalması kredi kalitesini iyileştiriyor.
Vade riski yakından izlenmeli
Sektör açısından temel risklerden biri vade riski olmaya devam ediyor.
Faizlerin beklenenden daha fazla artırılması halinde, bankaların ve sigorta şirketlerinin tahvil portföylerinde oluşan gerçekleşmemiş zararlar yeniden gündeme gelebilir. 2022–2023 döneminde yaşanan gelişmeler, faiz artışlarının uzun vadeli varlıklar üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymuştu.
Ekonomik görünüm iyileşirken Fed'in enerji kaynaklı ve geçici bir enflasyon şokuna faiz artırarak karşılık vermesi, para politikasının geçmiş verilere fazla odaklanması riskini doğurabilir.
Tahvil getirilerinin yeniden yükselmesi, önceki faiz döngüsünden kalan uzun vadeli varlıkların piyasa değerinde kayıplara neden olabilir. ABD'de gerçekleşmemiş zararların toplamının hâlen 300–400 milyar dolar seviyesinde olduğu tahmin ediliyor. Avrupa'da ise ECB verilerine göre zirvede 124 milyar avroya ulaşan gerçekleşmemiş zararların yaklaşık yarısının devam ettiği değerlendiriliyor.
2022'ye benzer hızlı bir faiz artışı süreci, yüksek faizlerin sektöre sağladığı olumlu etkilerin ötesinde, bilançolar ve kârlılık üzerinde önemli bir baskı yaratabilir.
Bu nedenle vade riskini temel senaryodan ziyade düşük olasılıklı ancak yüksek etkili bir risk olarak değerlendiriyoruz. Bununla birlikte, finansal hizmetler sektörünün yüksek faiz ortamından sağladığı avantajları tersine çevirebilecek en önemli faktör olmaya devam ediyor.
Özel kredi piyasalarında risk izlenmeye devam ediyor
Özel kredi piyasalarında önceki çeyrekte öne çıkan stres tamamen ortadan kalkmış değil. Bununla birlikte, faiz ve resesyon görünümündeki iyileşme, riskleri kısmen azaltıyor.
Resesyon riskinin sınırlı kalması ve borçlanma maliyetlerinin zirve yapması, özellikle özel finansmana daha fazla ihtiyaç duyan yüksek borçluluk oranına sahip şirketlerin yeniden finansman baskısını azaltabilir.
Yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık büyüklüğüyle özel kredi piyasası, küresel hisse senedi ve sabit getirili menkul kıymet piyasalarına kıyasla görece küçük bir alan oluşturuyor. Bununla birlikte, tahmini 100–225 milyar dolarlık varlığın risk altında olduğu ve özel kredi piyasasının toplam banka kredilerinin yaklaşık %7,5–8'ine denk gelen bir maruziyet yarattığı değerlendiriliyor.
Avrupa bankalarının bu alandaki doğrudan maruziyeti sınırlı. Bu maruziyet genellikle toplam varlıkların %1'inin altında kalırken, bankaların sermaye yapıları olası izole şokları karşılayabilecek seviyede.
Buradaki temel endişe, Avrupa bankalarının doğrudan maruziyetinden çok ABD bankalarıyla olan bağlantılar ve finansal sistemdeki karşılıklı ilişkilerin yeterince şeffaf olmaması. Finansal koşulların iyileşmesiyle bu risk azalsa da tamamen ortadan kalkmış değil.
Finansal hizmetler sektörüne ilişkin genel değerlendirme
Yılın başından bu yana ilk kez finansal hizmetler sektörü açısından risklerin genel olarak aşağı değil, yukarı yönlü olduğu bir döneme giriyoruz.
Temel senaryo olumlu: Faizlerin uzun süre yüksek seviyelerde kalması marjları desteklerken, daha düşük enerji fiyatları ve ticaret gerilimlerindeki azalma kredi kalitesini iyileştirebilir. Risk iştahının yeniden güçlenmesi ise sermaye piyasası faaliyetlerini ve buna bağlı ücret ve komisyon gelirlerini destekleyebilir.
Bununla birlikte, sektörün görünümünü değiştirebilecek temel risk vade tarafında yoğunlaşıyor. Fed'in etkisi azalan bir enerji şokunu kalıcı bir enflasyon baskısı olarak değerlendirmesi ve buna karşılık faiz artırımlarına devam etmesi, finansal hizmetler sektörü için mevcut olumlu görünümü tersine çevirebilir.
Bu senaryoyu temel beklentimiz olarak görmesek de, finansal hizmetler sektörünün önümüzdeki dönemdeki görünümünü belirleyecek en önemli risk unsuru olarak izlemeye devam ediyoruz.